rss search

next page next page close

sonra ben de dedim ki;

hayatta bir kez birine geç kalırsın ve bir daha hiç kimse için acele etmezsin.

***

çünkü biz hep “iyi çok şükür” dedikten sonra “daha iyi olabilirdi”yi,

çünkü “kötü” dedikten sonra “çok şükür, daha kötü de olabilirdi”yi düşünen insanlarla beraber büyüdük.

çünkü bizim lisede öğrendiğimiz en güzide bilgilerden biriydi eylemsizlik: bulunduğu konumu koruma isteği.

*

bulunduğum konumdan daha iyi bir konumda olabilirdim,

daha kötü durumda değilim çok şükür.

*

daha kötülerini de gördüm, biliyorum ama çocuk,

eylemsizliğim de bu yüzden.

*

dibi görene kadar eylemsizim,

eğer çok sevdiysen, yani çok sevdiysen, (*)

dibi görmem için elinden geleni ardına koyma o halde çocuk,

devam et.

***

kalbine hakim ol çocuk. tanrı, seni terketmedi. (**)

 

(*) “eğer çok sevdiysen diyor, yani çok sevdiysen, oysa bilmiyor ki sevmek de bir ana ait” – Kaybedenler Kulübü

(**) Unutursun – Cem Adrian

next page next page close

böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.

‎- Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın bülent?
+ Hangisini?
- Otomatik yanan, sensorlu lamba.
+ Hayır.
- Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.

Önüme baktım.

- Neden kırdın?

Cevap yok.

- Hasta mısın evladım? söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle…
+ Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?
- Lamba senden değerli mi evladım, lambanın … …, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı …, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için.
+ Beni görünce yanmıyordu baba.
- Nasıl ya?
+ Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni.
- E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.
+ Hadi ya! Sahiden mi?
- Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok.

Babama sarıldım, yıllar sonra.

Emrah Serbes, Erken Kaybedenler.

next page next page close

ütopik 10


benim değil artık bu ütopya..

ben yokum artık bu ütopyada..

***

döndüm işte.

*

gecelerden buhranlı bir sessizliğin ertesindeyim şimdi,

büyük çığlıkların arifesinde.

*

çok düşündüm araf’ta.

seni sağıma aldım ateşler içerisindeyken,

solumdaki cennet bahçeleri değil, sağımdaki sen’in yakıcılığı cezbetti.

seni soluma aldım üşürken,

sağımdaki ateşi değil, solumdaki sen kokusunu istedim.

araf’taydım ama,

bakmakla yetinenlerin arasındaydım.

ben de baktım,

bakışamadık belki ama bakmak da yetti sana, zamanın dışındaki boyutta.

*

döndüm işte.

sen aynı,

sessiz, sakin, güzel..

ben,

adımı soranlara adını söylüyorum şimdilerde.

*

döndüm işte,

sessiz çığlıkların ertesinde,

haykırarak susmaların arifesinde.

next page next page close

çok zor oluyor bazen dayanmak..

bir kaç ay, hafta ya da(hatta) gün sonra yanıma geldiğinde ben hiç bir şey değişmemiş gibi, aynıymışız gibi davranacağım,

senin farkında bile olmadığın şeyleri farketmemeye devam etmen için dua edeceğim,

çünkü daha kötü olmanı istemem.

‘daha’ çünkü yanıma kötü olana kadar gelmeyeceğinin bilinciyle yazıyorum bu yazıyı,

hayır, sitem değil bu. kabullenilmiş bir gerçeklik. razıyım ben, sen gel.

sen gel, gelmen için kötü olman gerekiyorsa, kötü ol da gel. (konu sen olunca bencilliğime hakim olamıyorum.)

*

herkese karşı dimdik dururken,

karşıma en gerçek halinle, dolu gözlerle(ağlmazsın kolay kolay bilirim.) çıktığında,

yanında yalnızca ben kalmışım gibi konuşurken,

yargılayarak ama infaz etmeden dinleyeceğim seni.

gideceğin güne kadar yanında kalacağım söz,

gittiğinde döneceğin günü bekleyeceğim söz.

ümitvar değilim ama,

gelsen, sorgulamasan, sevsen

en önemlisi,

gitmesen.

***

ve  yine kaybedilenler – kazanılanlar müsabakasını kaybedilenler farklı kazanıyordu.

 

next page next page close

gece

nefes almamın zorlaştığı anlarda gözlerimin önünden geçen her kare için 365 gecemi geçirebilirdim uykusuz.
ben her geceme her kareyi sığdırdım ama.

*

bir kere düşmeye başladın mı, o yere çakılma anı geciktikçe zamanın akışı yavaşlar.

çünkü geçen her an o çakılma anının şiddetini artıracaktır,

artık bitsin dersin içinden hep ama bitmez,

ayağı kırılan atların vurulması gibi biraz..

sen de daha kötüsünü daha beterini düşünürsün, bir an önce o yere çakılma anı gerçekleşsin de bitsin bu düşüş diye.

önce güzel bi an gelir gözlerinin önüne sonra o an’ı değerli kılan her ne varsa kötü anlardaki görüntüleriyle karşındadır.

nefes almanın zorlaştığı evreden nefesinin kesildiği evreye geçersin yavaş yavaş..

ve sızıp kalırsın bu evrede işte(uyumak değil bu)

alarmların ardı ardına çalmasıyla istemeye istemeye çıkarsın yatağından ve rol yapmaya başlarsın ta ki o yatağa geri dönene kadar.

***
sanırım, sensiz bir geceye daha hoş geldim.

 

next page next page close

o

içimde bi’ his var demişti, “ne olursa olsun sonunda ‘o’nunla evleneceğiz”. ve bunu söyledikten tam 3 ay sonra çıkmaya başladık. her şey tıkırında gibiydi. mesafeler dışında. sonra ‘o’ çıktı geldi. ayrıldık. sonra dibe yakın olduğu bi’ anda yazdı ‘özledim’ diye. ve beklemediği kadar iyimser bi’ tepkiyle karşılaştı. bu defa olmuştu sanki. sonra ‘o’ göründü yine. sonra sustuk. uzunca bi’ dönem sustuk. dipteyken ben yazdım bu defa, ‘özledim’ diye. ‘o’ yanındaydı. oysa 1 ay sonra yazsaydım yine ‘bu defa oldu’ diyecektim belki.
*
hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar, sonra da çekip gittiler.

next page next page close

tehhey

ilk kez kütüphanede görüşmüştük. dünyanın en anlamsız görüşmesiydi bence. tabi o zamanlar böyle düşünmüyordum. şimdiki aklım olsa kalıbını çok kullananlar aynı zamanda keşkesi bol insanlardır. yine de daha önce de söylediğim gibi belki’lerle başlayan her şey keşke’lerle bitmek zorunda değildir.

bugün sınav çıkışı kongre merkezinde sapancaya karşı oturdum biraz. 1-1.5 saat kadar oturduğumu düşünürken kendime geldiğimde farkettim aslında 10-15 dakika kadar oturduğumu. çok şey geçti aklımdan o kısa zamanda, çok fazla şey. şimdi ki aklım olsaydı işte o ilk görüşmemizde. bugün sınavdan çıkıp diğer insanlarla ‘nasıl geçti?’ muhabbetine katılacaktım.

neyse, saçma işte, kabul.

***

sahibinin bile uğramayı bıraktığı bloglar var ısrarla takip ettiğim, bi’ süre sonra çıkmaz sokağa dönüşüyo bu bloglar. girişinde durup bekliyo’sun, giren çıkan her şeyi gördüğün halde her seferinde sonuna kadar gidip kontrol ediyosun sonu yerinde mi diye. bıkmıyosun, usanmıyosun.

her vazgeçtim dediğinde başka bir vazgeçiş vazgeçiriyo’ bu kararından.

daha mı saçma, buna da kabul.

***

2 yıl kadar önceydi, bölümden bi’ arkadaşım aradı.
‘İİBF kantinindeyiz, gel.’ dedi. ‘Neredeydi orası?’ diye sordum. tarif etti, uzun arayışlar sonunda buldum kantini. İçeri girdiğimde çok fazla tanıdık insan gördüm, bizim bölüm-fakülteden insanlar. Garip gelmişti o zamanlar.

Böyleydim ben, İİBF kantininin yerini bilmeyen bi mühendislik öğrencisiydim işte.

tamam, bitti.

***

karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır; yaşayanlar bi’ sigara yakar ( Emrah Serbes)

next page next page close

yarım

sen bıçak sırtı

kemiklerime dayalı,

***

her gelen metro için bu dolu bi’ sonrakine binelim diyerek daha fazla zaman geçirmeye çalıştığımız zamanlar vardı,

sonra apartman girişlerinde saatlerce oturduğumuz günler,

ada vapurunda erik yediğimiz zamanlar,

yorulmuşsunuzdur diyerek çayları alıp gittiğim stand,

ders çalışma bahanesiyle buluşup ders çalışmadığımız zamanlar,

edebiyat parçaladığımız o uzun geceler,

tahtaravelliye binmek için kilometrelerce yürüdüğümüz zamanlar,

aştide henüz meyve vermeden önce mırıldandığım şarkı,

__sen nerdeydin, sana kim sorduhayatının aşkını. sen kimleydin, bana kim buldu senin gibi şaşkını

sonra zamanın güzel geçmesine sebep şehirlerarası yolculuklar,

sultanahmette ayrılıp aksaray metroda birleşemediğimiz gün,

kantine bırakmak zorunda kaldığım kitaplar..

*

yarım kalmışlarımızdan tamlar oluşturabilseydik en çok tam benim olurdu.

***

ben biley taşı,

satılmış bi’ ruh sana..

next page next page close

ben sana mecburum. sen, yoksun..

lise münazaralarından birinde konu “milli güvenlik için kişisel özgürlükler kısıtlanabilir mi kısıtlanamaz mı”ydı. biz kısıtlanamazı savunuyorduk. orada Ali Şeriati’nin “Kendini Devrimci Yetiştirmek” kitabından bir kısım okumuştum. şöyleydi o kısım;

“ey özgürlük! seni seviyorum, sana muhtacım, sana aşığım ,sensiz yaşam zordur, sensiz bende yokum. varım, ama ben yokum. yani o var olan ben değilim. ben, sensiz boş, anlamsız, şaşkın, avare, ümitsiz, kalpsiz, ışıksız, tatsız, beklentisiz, intizarsız, beyhude yani bir hiç olacağım.”

*

öyle işte biraz.

ben sana mecburum. sen, yoksun. varsın, ama sen yoksun. yani o var olan sen değilsin.

karşımdasın kimi zaman, görüyorum.

arkamdasın bazen, hissediyorum.

ama yoksun..

*

yokluğunun yokluğa çektiği anlar var,

yokluğu en güzel varlık gibi hissettiren anlar.

oysa ben,

var olmanı isterdim.

bende var olmanı isterdim.

sende var olmak isterdim.

senle var olmak isterdim.

***

vazgeçemediğim vazgeçişlerim var benim, bu da onlardan biri belki de..

vazgeçtim. eyvallah..

next page next page close

bir avuntu

belki’lerle başlayan her şey keşkelerle bitmek zorunde değildi belki evet ama bu bi’ istisna değildi. istisna olsaydı kaideyi bozabilecek kadar güçlü bi’ istisna olurdu ‘belki’ ama, değildi işte.

yeşil çam filmlerinde abartılı anlatımlar vardır (Yedi Bela Hüsnü filmindeki Kemal Sunal için “tek parmağıyla öküzü kaldırıyormuş!” söylemi gibi) öyle işte biraz.

biz de o filmleri aratmıyoruz,

abartılı yaşıyoruz(bunu bi’ yerlerde yazmıştım daha önce hatta insanları hayatımızın merkezine çekiyoruz filan da demiştim, şimdi hatırladım. boşuna yazmışım. farkındalık önemlidir ama tek başına yeterli değildir.)

abartılı yaşıyoruz hafif mi kaldı biraz sanki, şöyle söyleyelim;

her şeyin bokunu çıkarıyoruz.

merkeze geçip bi’ kapsama alanı belirlememiz gerekirken, belirlenmiş kapsama alanlarını ısrarla zorluyoruz.

böyle sınırları zorlarken farkına varıyoruz işte aslında özgür olmadığımızı hiç bi zaman  olamayacağımızı(emrah serbesin afili parçalarında vardı bu; kendimizi özgür zannediyoruz oysaki sadece ipimizi biraz uzun bırakmışlar. Sınırlara gelince fark ediliyor bu.) 

bu yazı toparlanmayacak Johnny Cash’in “Walk The Line” parçasını önererek bitireyim bu işkenceyi burada.

***

yaşanmadığı halde üzen bi’ şeydi bu.

yaşanmadığı için üzen bi’ şeyden ziyade.

next page next page close

uzak

aşklar mı diyordun?

anladım.

senin incindiğin, benimse yollara düştüğümdür yeniden(*)

^^^

“aşk sandığımız şey olmayabilir” demiştim daha önceki yazılarımdan birinde.

^^^

aşkın önünde hiç bi’ şey duramaz sanırdım mesela ben,

aşk mesafe tanımaz sanırdım,

maşuk sabreder sanırdım,

maşuk unutmaz sanırdım,

aşık maşukun mutluluğuna sevinir sanırdım,

aşık ümidini kaybetmez sanırdım

öyle değilmiş.

öğrendim,

anladım.

^^^
biten bir aşk için söylenecek söz şu olmalı:

- güzeldi yine de (**)

^^^

hiç kimse bir aşkı onarmaya kalkmasın.

kaybedilmeye değer,

en güzel anında bitirilmişse eğer. (***)

 

(*) (**) (***): Ahmet Telli – Aşklar mı? ( I – II – III)

next page next page close

odamın hayaletisin, sessizliğine aşığım.

git,

gideceksen.

gündüz gidenleri farkedemedim hiç.

gece olduğunda tekrar, hayaletlerini aldım yanıma ve yaşadım.

gecenin dibinde, karanlığın en zifirisindeyim,

git.

 

 

next page

sonra ben de dedim ki;

hayatta bir kez birine geç kalırsın ve bir daha hiç kimse için acele...
article post

böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.

‎- Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın bülent? + Hangisini? - Otomatik...
article post

ütopik 10

benim değil artık bu ütopya.. ben yokum artık bu ütopyada.. *** döndüm...
article post

çok zor oluyor bazen dayanmak..

bir kaç ay, hafta ya da(hatta) gün sonra yanıma geldiğinde ben hiç bir şey...
article post

gece

nefes almamın zorlaştığı anlarda gözlerimin önünden geçen her kare için 365...
article post

o

içimde bi’ his var demişti, “ne olursa olsun sonunda ‘o’nunla...
article post

tehhey

ilk kez kütüphanede görüşmüştük. dünyanın en anlamsız görüşmesiydi bence....
article post

yarım

sen bıçak sırtı kemiklerime dayalı, *** her gelen metro için bu dolu bi’...
article post

ben sana mecburum. sen, yoksun..

lise münazaralarından birinde konu “milli güvenlik için kişisel özgürlükler...
article post

bir avuntu

belki’lerle başlayan her şey keşkelerle bitmek zorunde değildi belki evet ama...
article post

uzak

aşklar mı diyordun? anladım. senin incindiğin, benimse yollara düştüğümdür...
article post

odamın hayaletisin, sessizliğine aşığım.

git, gideceksen. gündüz gidenleri farkedemedim hiç. gece olduğunda tekrar,...
article post