rss search

next page next page close

Romantik

Yasemin bu sana son mektubum, her günüm seni düşünmekle ve mektubunu beklemekle geçiyor. Anladım artık, hiç gelmeyecek. Biliyorum seni bırakıp gittiğim için kızgınsın bana. Ama gitmek zorundaydım. Seni seviyorum… Hoşçakal…

Romantikmiş
Rüyalarda yaşarmış
Romantikmiş
İstemeden vedalaşırmış
Romantikmiş
Rüyalarda yaşarmış
Sevmekten , kaybetmekten korkarmış

Aşk olmazsa belki mutluluk olurmuş
Ya da yokmuş
Sadece bir rüyaymış
Aşk ateşmiş bir yanlış anlamaymış
Sevmekten , kaybetmekten korkmakmış

Gün batımında bu mutsuzluklar
Nerden kondu kalbime bulamadım da
Romantiktir
Ya hiç gelmez aklına
Ya gerçek değilse hep inandığın dünya

next page next page close

Bitlis’li Babadan Oğluna Mektup

Üzerine olsun hakkın selamı, Kara gözlerinden öperem oğul
Almışam elime kağıt galemi, Hali ahvalimizi tökerem oğul
Hamd olsun iyiyiz şu ana gadar, Her senemiz geçen yıldan tey beter
Buralardan sual ederisen eğer, Ne var ne yok tek tek sayarem oğul
İnan bu gış altı metre yağdı gar, Şepe geldi her yan oldu tarumar
Hesaplarem hele yaza üç ay var, Midarem kalmadı dayanem oğul
İş güç yok tükyanda kar edenirem, Satış yapamirem mal alamirem
Öz yağımla bile gavrulamirem, Gorgamki aklımi atarem oğul
Sarı gızı sattım verdim oduna, Gücüm yetmez ya ayarmaya una
Zehreden zor atar gışın sonuna, Şaşirmişem nidem ne çarem oğul
Yağmurda hez oldu bağın duvari,leyi basti tarladaki nubarı
Bakamadım buta verdim davarı gardaşlaran ancak bakaram oğul
Burada ne derman var ne doktur hekim
Söyle fakir sen kim hasta olmak kim,gaderim cenk olmuş dönmüyor çarkım
Kimseye naz edip küsemem oğul
Deden öldi külkepeye köyledük,nenen hayde ziyarete bağladuk
Ne gün gördük nede rahat eyledük işte en çok ona yanarem oğul
Yamalı pantolum yamalı mintan,vaz geçtim bu gışta palto maltodan
Bu gidişle bi gün çıkıp gavadan özümü aşağı atarem oğul
Göndermişem seni böyük şehre okuyup dönesen gelesen bire
Emeğimi harcarisen boş yire,seni ters yatırur keserem oğul
Urda çokmiş kötü avrat sermiye,düşmeyesen oruspuya gahpeye
Rabbim seni belalardan sakliye,aklın başın devşir behdanem oğul
Umudumuz bir Allahtır birde sen,okuyasan böyük adam olasan
Bizi bu hallardan sen kurtarasan,sabırlan ayları sayarem oğul
Bu dünyaya nice açtim gözümi,yazan katip kötü yazmış yazımı
Böyle sürse ya boğaram özümi,ya bir gün filçeten giderem oğul
Dertliyem bitlisin öz halkiyem ben,bitlisin talihi gaderiyem ben
Bu kötü gaderi bir gün yenersem, Gözlerimi rahat kaparem oğul

next page next page close

Mona Rosa

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var.
Yağmur iri iri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı.
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.

Yağmurdan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurdan sonra büyürmüş başak.

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen,
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister,
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

next page next page close

İstanbul’a Kar Yağıyordu

Yetmiş dokuzun kışıydı
Sertti, soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu
Kömür yanıyordu sobalarda
Geceleri polisler, bekçiler oluyordu
Bir de biz oluyorduk
Ölümüne üşüyorduk ha
Yalan yok polisler de üşüyordu

On altı yaşındaydım
Her şeyi bükecek bileğim vardı
On altı yaşındaydım

Aslan gibi ortadaydım
Gündüzleri okulda coğrafya defterimin arkasına
Senin için şiirler
Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
Kahrolsun yazacak kadar adamdım
On altı yaşındaydım
Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden
Ne de birileri kahroluyordu
Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden
On altı yaşındaydım
Yalan yok

Ben yazmaya böyle başladım
Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler birer birer
Yıkıldı gitti

Simdi güzel kağıtlara yazıyorum
Kocaman laflar ediyorum
Marşlar biliyordum
Kitaplar okuyordum
Koşarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan
Koşarak ve ıslanmadan yaşıyordum
Bak
İstanbul’u seviyordum
Seni seviyordum
Dualar öğreniyordum
Meydanlarda toplanıp bağırıyordum
Herkes gibiydim
Herkes kadar cesur
Herkes kadar korkak
Herkes kadar filinta delikanlı
Ve herkes kadar buralı

Yetmiş dokuzun kışıydı
Sertti, soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu
Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken
Halic in arkasında toplanıyorduk
Gece adami içine çekiyordu
Biz geceyi içimize çekiyorduk
En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
Herkes beni seviyordu
En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
Coğrafya defterimin arkasına
Bunu kimse bilmiyordu

Sizin evin duvarına kahrolsun diye yazıyordum
Ve hızla kaçıyordum
Sizin evin duvarına bir kez olsun
Seni seviyorum diye yazamadım
O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu
Dedim ya
Yetmişdokuzun kışıydı
Sertti, soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu

next page next page close

Cebeci İstasyonu ve Sen

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Sıcak bir kara sevda
Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;
Acımsı, buruk.
mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde
Sessizliği üstümüzden atamıyorduk
Bir saçak altında kararsız, yorgun
Saatlerce duruyorduk
Kimse görmüyordu bizi

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi
Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü
Bir başka türlüydü bu insanlar
Sen bir başka türlüydün
Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi
Gözlerin gözlerimde erimekteydi
Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun
Beni bırakma diyordun

Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam
Bir yalnızlık duyuyorduk
Ağlıyordun, ağlıyordun…

Cebeci İstasyonunda bir tren
Nefes nefese soluyordu
Gerilmiş bir keman teli gibiydik

Ankara Kalesi’nde bir eski çalar saat
Bilmem kaça vuruyordu
Bir yağmur yağıyor inceden ince
İçimizdeki binbir düşünce
Harmanlar misali savruluyordu
Islanmış bir ceylan yavrusu gibi
Tiril tiril titriyordun
Gitsek gitsek diyordun.

Yüreğimin atışından deli gönlümce
Sırıl sıklam, paramparça, permeperişan
Türküler söylüyordum
Ağlıyordun, ağlıyordun…

Şimdi, şimdi seni düşünüyorum
Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin
Paramparça düşmüş gönül ufkuma
İki yıldız gibi gözlerin
Gel Ey ciğerime saplanan hançer
Gel ey yüreğime oturmuş kurşun
Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan
Gel artık
Ne olursun

Yavuz Bülent Bakiler

Romantik

Yasemin bu sana son mektubum, her günüm seni düşünmekle ve mektubunu beklemekle...
article post

Bitlis’li Babadan Oğluna Mektup

Üzerine olsun hakkın selamı, Kara gözlerinden öperem oğul Almışam elime kağıt...
article post

Mona Rosa

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak. Kanadı...
article post

İstanbul’a Kar Yağıyordu

Yetmiş dokuzun kışıydı Sertti, soğuktu İstanbul’a kar yağıyordu Kömür...
article post

Cebeci İstasyonu ve Sen

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara Yeni...
article post