rss search

next page next page close

Benim Allah’ım – Ahmet Altan

Marcel Proust’un çok yıllar önce keşfedip yazdığı gibi geçmişin anıları, kokular âleminin muhafızlığında saklanır ve her koku bir kapı açar o unutulmuş sandığınız zamanlara.

Üstüne çörek otu serpilmiş pişkin pide kokusu, birçokları gibi beni de alır bir fırının kapısına götürüp bırakır.

Vakit nedense sonbaharın son günleridir.

Hava serincedir ve akşam inmeye hazırlanır.

Kendine bir iş yaratmak isteyen yaşlı amcalarla çocukların biriktiği uzun kuyruktakiler, minare ışıkları yanmadan önce pideleri alıp iftara yetiştirebilmek için telaşlarını saklayan bir sabırla beklerler.

Sünnet hediyesi bir saati bileklerine takabilmiş olan çocuklar sık sık saatlerine bakarak iftar vaktini hesap etmeye uğraşırlar.

Ben o çocukların arasında beklerim.

Ayaklarım üşür hafiften, açlığımla gurur duyarım.

Diğer çocuklar gibi benim de yüzümde başka zamanlarda pek rastlanmayan bir ciddiyet vardır, önemli bir iş yapmakta olduğumu bilirim.

Ramazan’ı belki de en çok bundan severim.

İftar sofrasına oturulduğunda kimse çocuk muamelesi yapmaz sana, oruç tutmaya başlaman büyüdüğünün işaretidir ve büyükler şefkatli bir saygıyla davranırlar büyümeye başlayan çocuklara.

Fırına girdiğinde, pişkin hamur kokulu sıcacık bir buhar çarpar yüzüne.

Fırıncı, uzun saplı küreğini ateş renkli fırın kapağından içeri sokar ve olağanüstü bir ustalıkla içerdeki pideleri seri hareketlerle küreğinin üstüne dizip hızla çeker.

Çıraklar, müşterilerin elleri yanmasın diye kâğıtların üstüne koyup verir pideleri.

Ama ellerin gene de yanar.

Konuşmalar kısa kısadır, kaç tane istediğini söylersin sadece.

Elinde hazırladığın parayı verirsin, aceleyle alırlar.

Kutsal bir ortaklık, herkesi iftara zamanında yetiştirebilmek için müthiş bir yardımlaşma vardır.

Kimse kimsenin sırasını kapmaya çalışmaz.

Ezana birkaç dakika kala pideleri alıp hızla koşmaya başlarsın, bir iki kez tökezleyip düşecek gibi olursun ama zaferle girersin eve.

Sofra hazırdır.

Herkes sofranın başındadır.

Topun patlamasını sofrada beklemek sevaptır çünkü.

Teyzen hemen pideleri parçalayıp bir kayık tabağa dizer.

Sen de sofraya oturursun.

Top patlar.

Hayır, acele etme, açsın ama gene de aç değilmişsin gibi uzanmalısın o ilk zeytin tanesine.

Büyük bir adam gibi.

Sen artık büyüdün, sen oruç tutuyorsun, sen bu sofrada saygı görüyorsun.

Ve, Allah seni seyrediyor.

Her davranışını görüyor, onun için oruç tuttuğunu biliyor, telaş ederek onu utandırmamalısın, sabrı öğrenmelisin.

İlk zeytinin damağına yayılan kekremsi tadı, sonra bir bardak su.

Sonra çorba.

Çorbadan sonra ilk mırıltılı konuşmalar.

Gerçek, saf, içe işleyen bir mutluluk, bir sevinç, büyük bir koruyucun olduğuna inanan o mutlak güven ve huzur.

Sen iftarını açarken Allah sana gülümser, memnun olur, sen iyi bir çocuksun seni sever, sen onu seversin.

Benim Allahım öyleydi, severdi beni, onu kızdırdığımda bile severdi, ben de onu severdim, korkmazdım hiç ya da diyelim babamdan korktuğum kadar korkardım, daha fazla değil.

Ne garip beni Allahın olmadığına dindarlar inandırdı, öyle bir Allah anlattılar ki benim Allahıma hiç benzemiyordu, öfkeli, kızgın, gazaplıydı anlattıkları, cezalandırıyordu.

“Bu benimki değil” dedim, dinimiz birdi ama Allahımız farklıydı artık.

Yollarımız ayrıldı.

Ben çocukken teraviye korktuğumdan gitmiyordum ki, oraya sevindiğimden gidiyordum, Allah gülümsesin diye gidiyordum, memnun olsun diye gidiyordum ve o memnun olduğunda ben çok seviniyordum.

İyiydi bizim aramız.

Konuşurduk bile.

O bana pek cevap vermezdi, daha ziyade ben söylerdim o dinlerdi, isteklerimi samimice anlatırdım, “şu sınıfı geçmeme bir yardım etsene” derdim, sesini duymazdım ama gülümseyip “böyle haylazlık edersen benden yardım bekleme” dediğini sezerdim, hiç gücenmezdim, gülümserdim, “çalıştıktan sonra ben de geçerim ne olacak” demezdim ama aklımdan bunun geçtiğini onun bildiğini bilirdim.

Küstü mü acaba diye endişelenirdim.

Kızması değil ama küsmesi kötü olurdu, bak küsmesinden korkardım.

Onu küstürecek bir şey yapmadım.

Büyüdüm, günah işledim ama onu küstürecek günahlar değildi bunlar, bilerek kimseye kötülük etmedim, kimsenin hakkını yemedim.

Benim günahlarıma sizin Allahınız çok kızabilir, benimki kızmaz işte, belki bana şöyle bir parmağını sallar ama o kadar.

İyidir o, çok iyidir.

Onun için belki ben, fırın kapısında pide bekleyen çocuğu böylesine şefkatle ve sevinçle hatırlarım.

Onun için belki ben, işler çok sıkıştığında şöyle gökyüzüne doğru bir bakarım.

next page next page close

Talk to me, like lovers do!..

Değerli insanlar vardır…
Sen değerini bilsen de bilmesen de değerlidir onlar…

Değer verdiğin insanlar vardır…
Değersiz insanların yaptığı şeyleri yapsalar da değer verirsin onlara…

___________

Duraklar olmalı insanın hayatında
Şöyle durup soluklanabileceği, rahat nefes alabileceği
Hatta farklı yönlere aktarma yapabilmeli insanlar o duraklardan…

____________

Talk to me, like lovers do!.. Walk with me, like lovers do!..

next page next page close

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize! / O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme!

iftara 3.5 saatin kaldığı şu dakikalarda inceden bi sıkıntı bastı…

Bi’şeyler yaza-lop.

Dün iftardaydık güzel insanlarla
bkz; caner, didem, dilşad, sercan, aşkın, ufuk, beyvan, yücel, esat,cem, ibrahim,fena kızları kadrosu -unuttuğum olmadı umarım-

iftarımızı yaptık, baya bi dolandıktan sonra gülhaneye gidelim dedik ben ve didem önden kaptırmış giderken sağ tarafta fena sayılm’ycak bi kafe gördük ve oraya intikal ettik =) yukarıda saydığım kadrodan fena kızları çıktığı zaman kafe kadroso oırtaya çıkmış oluyo 😀 neyse oturduk çay krizine girmiştim o krizi giderdikten sonra sohbet muhabbet bla bla bla gayet güzel geçiyodu program ama o an… garsondan tavlayı istediğimiz an.. bühüü.. 😀 dideme 4-1 yenildim 3te bitmesi gereken oyunda 😀 ama yücel de yenildi hıh 😀 biz tavlaya kaptırmışken sercan ve dilşad aramızdan ayrıldı(aramızdan ayrıldı ne be :D). biz de 23:11 sularında (tam saat verip de sularında demek..) ayrıldık malum kafeden tramvayda cem öztürkü de gördük gayet tramvayı işgal eder biçimde c.bağ yönüne ilerlerken herkes tek tek indi(hmm tek tek deil aslında) en son cevizlibağda benle yücel kaldık. bi koltuğa 17.5 kişinin düşltüğü bi metrobüse bindik ilginç olan bu deil tabi ilginç olan ondan bi de indik.. 😀 evime o saatlerde otobüs bulamayacağımdan b.düzüne doğru yol aldım… now I’m here. Here is beylikdüzü :D. uzuuun zamandır geciremediğim kadar güzel bi gündü (geçiremediğim!…)

tabi diğer yandan bi burukluk vardı içimde sınıf arkadaşlarım da iftar organizasyonu düzenlemişlerdi… n’apym ben perşembe değil cuma sanıyodum intikal ettiğim programı ki face’de etkinlikte de cuma yazıyodu.. özür dilerim onlardan… zaten bi şekilde görürüm hepsini inş.

onun dışında monotonluk maratonu devam ediyo.. ing. çalışmam lazım hem de baya bi ama tık yok korkuyorum ya geçemezsem 1 sene kayıp… kayıp değil fln demeyin hazırlığı hiç de iyi değilmiş sakaryanın  1 sene kaybetmeye değmezmiş hem i.öyüm sadece harc ve okul parası 3.500 tl olcak kursa giderim o parayla ben… öyle çalışmam lazım.. çalışmaya teşvik etcek bişiler bulsanza bana :D…

yurt işleri var bi de.. necip yurdu vardı herkesin önerdiği orası ya da kyk diyoduk… orası olmamış i.ö kontenjanı dolmuş… kaldık kyk’ya velev ki kyk olmadı o zaman işler karışcak… acaba hangi cemaat yurduna gitsem diye düşünmeye başly’cam.. 😀  hayırlısı ya.. bakalım zaman neler getircek =)

kayda pts. gidiyorum umarım kyk çıkmış olarak giderim oraya da kayıt yaparım gitmişken..

böyle işte… başka da bişi yok..

hayırlı ramazanlar 😀

next page next page close

duma duma dum…

sercan ve büş tarafından mimlenmem münasebetiyle bu log’u yazmaktayım

1. Neden blog yazarsınız?
Yazmak iyidir ya… Eskiden de yazardım ama internet ortamında değil, internet ortamında olunca insanlara ulaşman çok daha kolay oluyo,  gönderme yapman çok daha rahat… Bunun dışında yazmayı beceremesem de seviyorum.. =) Tabi büş’ün yazılarını okuduktan sonra daha bi sık yazmaya başladım itiraf ediyorum :İ..

2. Son zamanlarda vakit ayıramadığınız bir uğraş?

Hmm güzel soru, hangisinden bahsetsem?.. Sanırım ağır basan sağlık, hastane işlerim.. (gerçi son değil tüm zamanlar için geçerli ama olsun..)

3. Şu anda imkanınız olsa gerçekleştireceğiniz hayaliniz?

Kafamda herangi bi zıt düşünce olmadan özgürce yaşayabilmek.. Tüm zır düşünceleri bi kenara bırakmak

4. Hayatınızda iyi ki yapmışım dediğiniz 3 şey?

iy’ki şehremini’yi kazanmışım
iy’ki
çok garip ama bu kadar….

5. Mutfakta en sevdiğiniz uğraş nedir?

patates, yumurta, tava =)

6. En sevdiğiniz üç yemek?

patates
yumurta
patatesli yumurta

7. Giyim konusunda abarttığınız eşya?

yok canım daha neler =)

8. Çocuklarınıza nasıl hitap edersiniz?

olu(rsa)nca düşünürüz

9. Sizi anlatan bir resim?

o zaman duygu hanım mimlendiniz =)

next page next page close

AŞK’a başladım…

Yazın başında başlamam gereken AŞK kitabına dün gece başladım…

Elimde olan kitap daha önce amcam tarafından okundu ve fosforlu kalemle çizilmiş dikkat çeken yerler… Kitaba başlamadan onlara şöyle bi göz atayım dedim…

işte tamamen rastgele açtığım sayfalardan bazı alıntılar;

Aşık dışlanır ama dışlayamaz.

Aşık incinir ama karıncayı bile incitemez.

Aşık olunca anlarsın,

Yüreğin bir kadife keseye dönüşür, içinde sırma bir yumak;

Sen bu yufka yürekle kimselere kıyamazsın.

Yaşayan ve yaşamış aşıkların safına katılırsın.

Korkma!

Aşkta yok olunca zahiri tarifler,

Zihinlerdeki kategoriler buhar olur uçar…

O noktadan itibaren ‘ben’ diye bi’şey kalmaz…

Tüm benliğin olur koca bir sıfır.

Orada ne şariat kalır, ne tarikat, ne marifet.

Sadece ve sadece hakikat!

Hayatta öyle tuhaf yanlışlar vardır ki gözünün önünde cereyan ederken bile karışamaz, durduramazsın…

ve en çok dikkatimi çeken şudur;

Aşk bir milad demektir. Şayet “aşktan önce” ve “aşktan sonra” aynı insan olarak kalmışsak, yeterince secememişiz demektir. Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir!

next page

Benim Allah’ım – Ahmet Altan

Marcel Proust’un çok yıllar önce keşfedip yazdığı gibi geçmişin anıları,...
article post

Talk to me, like lovers do!..

Değerli insanlar vardır… Sen değerini bilsen de bilmesen de değerlidir...
article post

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize! / O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme!

iftara 3.5 saatin kaldığı şu dakikalarda inceden bi sıkıntı...
article post

duma duma dum…

sercan ve büş tarafından mimlenmem münasebetiyle bu log’u yazmaktayım 1. Neden...
article post

AŞK’a başladım…

Yazın başında başlamam gereken AŞK kitabına dün gece başladım… Elimde olan...
article post