incir reçeli
bu hastalık insanı önce yaşarken öldürüyo, bana nefes alan hiç bişeyi sevme hakkı vermediler ben de incir reçelini sevdim, incir reçeli sendin aşkım. şimdi kapat gözlerini yapacağın güzel şeyleri düşün, beni unut demiyeceğim, çünkü ben seni unutamazdım. ama sakın hayata küsme, ben yaptığın herşeyde yanında olcam. sabah yine radyonun sesiyle uyanıcaksın, enerjiyle yatağından fırlayıp, radyoyu kısacaksın, sonra pencereyi açıp dışarı doğru gerilceksin. dışarda hikayelerini anlatmayı bekleyen binlerce hayat var, hepsi de anlaşılmayı bekliyo benim gibi. yaz aşkım, hiç durmadan yaz. birbirlerini anlat onlara. birbirlerine değerek, dokunarak yaşayabilmenin güzelliklerini anlat birbirlerine karışmayı anlat, yaşam savaşı içinde yaşamayı, yaşatmayı unuttuklarını anlat, sevişmeyi anlat onlara, en zor anlarda bile hiç ayrılmamacasına tek vücut olmayı anlat, yalnız yürümek zor, kolayını anlat… şimdi aç gözlerini, söz veriyorum. herşey çok güzel olacak. ben sana karıştım aşkım, daha güçlüsün. bir gün şöförün aniden camı açabileceğini anlat.
***
üstüne söylenebilcek çok şey var bu filmin. ama hiç bi’şey söylememk en iyisi.
izlemeden ölme bence.
bazen kar nasıl hazin yağar bilirsin..
ben senin en çok sesini sevdim.
buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi.
önce aşka çağıran, sonra dinlendiren.
bana her zaman dost, her zaman sevgili…
***
öss’ye hazırlanırken, tüm sorunlarımızı psikolojik olarak nitelendirirdiler. öyleydi de belki de. benim en büyük sorunum sessizlikti. yatağıma girdiğim andan itibaren sessizliğin o ağır baskısını üzerimde hissetmeye başlıyordum. sonra “sessizliğin çığlığı” dedikleri şey geliyodu üstüme üstüme. karabasan da olabilir, emin değilim. ama bağırmak istediğim halde ağzımı açamıyordum. kalkmak istediğim halde hareket edemiyordum. sonra bırakıyodum kendimi, ya ölücem ya da 2 dk sonra geçecek diyodum. geçiyodu sonra da.
çok sonraları buna çözümü şöyle bulmuştum. sesin olduğu ortamda uyuyordum. ya mp3 playerım açık oluyodu ya tv ya radyo bi şekilde gürültülü ortamlarda uyudum hep.. sınavdan sonra hiç yaşamamıştım bunu.
son 1 haftadır, yine olmaya başladı işte. ve müzik, radyo vs etki etmiyo hiç bi’ şekilde…
***
özledim sesini, n’olur konuş..
bırak, nefes alayım.
Kendimizi özgür zannediyoruz oysaki sadece ipimizi biraz uzun bırakmışlar. Sınırlara gelince fark ediliyor bu. Dışarı çıkmak isterken kendini cama vurup duran yarı delirmiş karasinekler gibiyken. Sadece geceleri, yapayalnız ve yalınayakken anlaşılabilecek şeyler var. (madde 41)
***
(1)
tesadüfen ilkokul arkadaşınla karşılabilirsin istiklal caddesinde, ya da tesadüfen kaçırdığın otobüs kaza yapabilir, ya da eski sevgilinle karşılabilirsin yenisiyle beraberken, ya da okuldan kaçtığın gün babanın okula gelesi tutar tesadüfen, ve ya tesadüfen aynı şeyleri giyebilirsin en gıcık olduğun insanla.
ama tesadüfen 10’larca tesadüfü 1 insanla yaşayamazsın.
hayır, kaderci bi insan değilim ben.
sadece içimden geleni yazıyorum.
***
(2)
müziğin olmadığı bi dünya hayal edemiyorum, ya da teknolojinin(!), ya da ne bileyim dinin(!)
ama aşk’ın olmadığı bi dünyada yaşıyorum.
***
mutsuz olalım,
hep mutlu oluncak diye bi’ kural yok ki,
biz de mutsuz olalım!
ben kötü bi’ adam mıyım?
bahar yüzüme bak.
***
nokta’lar 15e filan ayrılır.
3ü bir araya gelir, “yarım kaldı” dedirtir.
2si üstüste gelir, “açıklıyorum bak” dedirtir.
virgülle birleşir, başka edebi şeylere yarar.
ı’nın üstüne gelir i yapar.
…
…
…
bi cümlenin sonuna gelir, “bitti” der, dedirtmez direk der.
***
aklından geçen ilk şeyi söyle, kötü bi adam mıyım ben?
böyle olması gerekiyomuş işte
sus, sessiz ol çocuk.
şarkı henüz bitmedi…
****
“böyle olması gerekiyomuş işte”…
böyle bitti tüm masallar,
böyle bitirildi…
olması gerekenleri hep senden daha iyi bilenler oldu ama..
masalların hep mutlu sonla biteceği öğretilmişti oysa bize..
***
kalbine hakim ol çocuk,
umut daha tükenmedi…
gökyüzüne açılmış eller, birer birer kapanırken.
Gitmek cesaret ister ufaklık.
Gidecegin yer neresi olursa olsun.
Sevdiklerinle arana mesefe girince.
Varış yerinin hiç bir anlamı kalmaz.
***
şimdi dinle,
şimdiye kadar çok anlattım,
hepsini bi’ kenara koy ve bunu dinle.
***
çok yıldızsız, ve çok siyah bir gece,
daha doğrusu karanlığın dorukta olduğu bir gece,
ay da ortada yok.
bir melek daha kayboldu.
tepkidir belki de bu karanlık?
güneş doğar mı yarın?
o da mı üzgündür yoksa,
bir günlük yas ilan etmiştir belki de tabiat.
fon da çok iyi bu arada;
olsun,
olsun varsın, şimdi uyu..
biraz uyu..
kurşuna dizilmiş yalnızlığının yanına uzan,
ve biraz uyu…
uyku vakti mi geldi?
uyanma vakti de gelir mi?
uyanınca herşey düzelir mi?
ve biraz uyu…
***
bir hediyenin önsözü;
çok yıldızlı ve çok mavi bir geceden sonra, daha doğrusu çok yıldızlı ve bir türlü mavinin ağırlığından kurtulamayan bir nisan gecesinden sonra, bir şehirde, daha da doğrusu çok yıldızlı ve bir türlü mavinin ağırlığından kurtulamayan bir 22 nisan gecesinden sonra, bir başkentte neyle karşılaşacağını bilemeden dünyaya gelmek üzere olan bir kızla başka bir şehirde tam 1 yıl 67 gün önce bir cuma günü, daha doğrusu 1 yıl 67 gün önce başka bi şehirin tek doğum hastanesinde cuma gününün sabah ezanı saatinde, daha da doğrusu tam 1 yıl 67 gün önce daha önceden urartuya başkentlik yapmış bi şehrin tek doğum hastanesinde sabah namazına dakikalar kala bi ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelen bir erkeğin birbirine bu kadar çok benzemesi, o ‘çok yıldız’ların kaderini ne kadar etkileyebilir ki… yaşlı bir ihtiyarın(evet yaşlı bir ihtiyar) dediği gibi hayatın tesadüflerini mi hatırlatır, yoksa bir baş komiserin dediği gibi “saçma sapan konuşma la” mı dedirtir. bi baş komiser ne kadar yanılabilir?
***
Vedalaşmakta zor iştir biliyor musun?
| 02.05.11 ~ 02:45 |
